Play tuşuna bas,okumaya başla.
Dinlemeye başlayalı çok uzun süre olmamasına rağmen beni çok etkileyen "Tülay German", bir sigara yakmama ve bu yazıyı yazmama neden oldu. Tülay German'ı sıfatlarla,benzetmelerle, betimlemelerle anlatacak değilim.Hakkında ve hissettiklerim hakkında neden fazla bir şey yazmadığımı sanırım aşağıda yazılı olanlar açıklayacaktır.
Kendi yazdıklarından,
"Şarkıcılık hayatımın en yetkin dönemindeyim. yıllar, sesimi de beni de olgunlaştırdı. dinleyicilerimle yürek yüreğe bir çeşit aşk yaşamaktayım. çoğu kadının mücevherleri vardır. benim mücevherlerim de aldığım mektuplar, alkışlar, "bravo"lar.... öyle bir hazineye sahibim ki, paha biçilmez, parayla satın alınmaz, en usta hırsız tarafından bile çalınmaz. tam zamanı. sesim bozulmaya, nefesim tükenmeye, coşkum azalmaya, içimde yanan alev sönmeye yüz tutmadan, eskimeden, yıpranmadan, gürültüsüz, sessiz sedasız çekilmek... kaybolmak. bu gece hollanda'da konserim var. kimse bilmiyor son konserim olduğunu."
1987 kışı, eindhoven / hollanda
Devam ediyorum,
Son albümü Nazım Hikmet'e Saygı adını taşıyordu. 1987'de Hollanda'da verdiği bir konserle sahneye veda etti; eskimeden, sessiz sedasız çekilmek istedi. Erdem Buri 1993'te onu bırakıp gittiğinde, kimse iki kez uzun süre komada kalıp bir kez de kalp durmasından sonra nasıl yaşadığını çözememişti. Tülay German ‘‘Gerçek sevginin gücünü bilselerdi, çözerlerdi’’ diye düşündü.
Sonra bir gün, Sarah Bernardt'ın mezarını arayan bir grup, şarkı söyleyen bir kadın sesi duydular. Uzun boylu, çok zayıf, avurtları çökmüş, siyahlar içinde bir kadın dimdik, üstü kıpkızıl güllerle kaplı bir tabutun yanında şarkı söylüyordu: Yavru balaban bakışlı/Yayla çiçeği kokuşlu/Kokar Erdem deyi deyi...
bunları yazan bir dahi,inanılmaz yazılarıyla günümüz hayat anlayışına yeni pencereler açıyor :P
YanıtlaSil